İşte Ahmet Taşgetiren'in bugünkü (16.02.2012) yorumu:
İyi akşamlar değerli dinleyiciler,
Türkiye'de uzunca bir zamandır, Ergenekon davaları ile bağlantılı bir kampanya yürütülüyordu. “Muhalif olan herkes susturuluyor” deniyordu. Ahmet Şık, Nedim Şener, Mustafa Balbay, Tuncay Özkan isimlerindern yola çıkılarak, “Gazeteciler susturuluyor” deniyordu.
AHMET TAŞGETİREN'İN YORUMUNU DİNLEMEK VEYA İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN...
Bu kampanyanın, Avrupa'da yankıları oluşmuştu. AB çevresinden, batılı medyadan kimi isimler tepki vermişti.
Ve bunlar, o kampanyayı besleyen malzemeler olarak kullanılmıştı.
Hükümet, “Gazeteciler gazeteci değil, kimi darbecilikten yargılanıyor, kimi terörden, kimi adi suçlardan” savunması yapıyor, ama “Düşünce özgürlüğüne ve muhalif her kesime baskı” kampanyasının ardı arkası kesilmiyordu.
İşte bu süreçte, Ergenekon'dan tutuklu bir gazeteci, tanınmış bir gazeteci, AİHM'e başvurdu; Tuncay Özkan.
Daha gazetecisi daha tanınmışı herhalde zor bulunurdu.
Özkan, Şubat 2009'da avukatı aracılığıyla yaptığı başvuruda, “gözaltı ve tutukluluk sürelerinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS) aykırı uygulamalara maruz kaldım. Hak ihlallerinin tespiti ile bir an önce sona erdirilmesine karar verilsin” diyordu.
Normalde AİHM, iç hukuk yolları bitmeden yapılan başvuruları kabul etmiyordu, Tuncay Özkan'ınki ise kabul edildi.
Bu kampanyacı çevre için büyük haberdi.
Kampanyayı yürüten medya çok sevindi. Böylece AİHM, Ergenekon davalarında bir gedik açacaktı.
Ama olmadı. Bu, çok erken bir sevinmeydi.
Çünkü AİHM bir ara karar verdi ve Tuncay Özkan'la birlikte kampanyayı yürütenlerin dünyasını kararttı.
Karar gerçekten çok ilginçti.
AİHM kararında, Özkan'ın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'yle korunan özgürlük, güvenlik ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyeti rededdiliyor, Özkan'ın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yargılandığı kaydediliyordu, bir.
Ergenekon, 'hükümeti şiddet yoluyla devirmek isteyen bir terör örgütü' olarak tanımlanıyordu, iki.
Türk adlî makamlarının tutuklama kararlarının 'somut kanıtlara' ve 'meşru sebeplere' dayandığına hükmediliyordu, üç.
Özkan'ın, hakkındaki suçlamaları bilmediği yönündeki iddiası 'açıkça mesnetsiz' diye değerlendiriliyordu, dört.
Ergenekon davasında Türk mahkemelerinin hızlı, bağımsız ve adil bir yargılama yürüttüğüne vurgu yapılıyordu, beş.
Özkan'ın meşru sebeplerle tutuklandığının altı çiziliyordu, altı.
Ortaya konulan delillerin, Ergenekon terör örgütünün varlığına dair 'güçlü şüpheler' oluşturduğuna vurgu yapılıyordu, yedi.
Mahkeme, Özkan'ın tutuksuz yargılanma talebini 'organize suçlarla mücadele eden güvenlik güçlerinin işini zorlaştıracağı' gerekçesiyle kabul edilir bulmuyordu, sekiz.
Mahkeme, Tuncay Özkan'ın talepleri içinde bir tek, 'uzun tutukluluk' şikâyetini incelemeye değer bulmuştu. Ki o konuda da hükümet, davaların süratle tamamlanması yolunda yasal tedbirler almaya başlamıştı.
Evet, durum bu.
Şu anda, kampanyacı medyada, AİHM kararı konusunda ses soluk çıkmıyor.
Derin bir sessizlik hakim.
Şayet Tuncay Özkan'ın talebi AİHM'de karşılık bulsaydı, herhalde, peşinden başka başvurular gelecekti. AİHM kararı, büyük hüsran yaşattı.
Ergenekon davaları, doğrusu, Türkiye medyasına bir gazeteciliğin sınırları dersi de veriyor.
O sınırlar içinde belli ki gazetecilik yaparken bir de darbecilik yapmak yok.
Ne diyelim, bize ders olsun bu.
Bazı arkadaşlarımızın, gazetecilik yaparken darbeciliğe de adlarının karışmasına gerçekten üzülüyoruz. Ama, maalesef bazı zamanlar heyecan artıyor ve bir çok insan, havaya girip, meslek ahlakını zorluyor.
Dileyelim bundan sonra olmasın.
Yeniden iyi akşamlar diliyorum, sağlıcakla kalın efendim. Ahmet Taşgetiren - Burç FM
gununyorumu@burcfm.com.tr
Eklenme Tarihi: 16 Şubat 20129, Perşembe - Saat: 21:40