İşte Ahmet Taşgetiren'in bugünkü (15.02.2012) yorumu:
İyi akşamlar değerli dinleyiciler,
Bu yorumu dün yapacaktım. Kayda aldım, bir randevuma yetişmek için çıkmak zorunda kaldım ve radyoya geçmeyi unuttum. Bu arada telefonum sessizde olduğu için, radyodan arayanlar bana ulaşamadı ve yorum yayınlanmadı.
AHMET TAŞGETİREN'İN YORUMUNU DİNLEMEK VEYA İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN...
Yorum düne aitti. Günceldi. Ama taşıdığı sıcak mesaj itibariyle orada bırakmaya gönlüm razı olmadı, bugün onu sizinle paylaşmak istedim. İşte dünden bugüne taşıdığım sözler:
14 Şubat Sevgililer Günü üzerine bir yorum yapmayı düşünmezdim. “Sevgi”yi çok önemsiyor olmama, bir insanın diğerine “Seni seviyorum” demesini insan ilişkileri açısından çok değerli bulmama, hatta Sevgili Peygamberimizin “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe tam iman etmiş olmazsınız” sözünün bir bayrak gibi cihan çapında taşınmasını yürekten istiyor olmama rağmen, “Sevgililer Günü” gibi bir işin, “Sevgi”den yoksun, tüketim ekonomisinin bir boyutu haline gelmiş olduğunu bildiğim için uzakta durmayı tercih ederdim.
Bugün farklı bir durum var.
Şöyle ki:
Sabahleyin, Zaman Gazetesinin Genel Yayın Editörlerinden Ali Akkuş ziyaretime geldi.
Türkiye gündemini vs'yi konuştuk. Muhabbet ettik.
Bu arada Ali Akkuş, kendisine gelen “Sevgililer Günü” ile ilgili bir mesajdan bahsetti bana.
Zaman gazetesi, Sevgililer Günü dolayısıyla bir jest yapmış, 29 dilde “Seni Seviyorum” sözcüğünden bir sayfa hazırlamıştı.
Ali Akkuş'a gelen mesaj tam da bu sayfa ile ilgiliydi.
Kendisinden rica ettim, mesaj metnini bana yolladı.
Mesaj şu:
“ Gazetemin bugünkü ekinde 29 farklı dille "Ben seni seviyorum" demişsiniz.
Gözlerim kulağıma beni sevenlerce bana söylenen ilk sevgi cümlesini aradı. Bulamadım.
Olsun belki bilinmiyordur dedim.Vazifemin sitem değil de sevgi olduğunu düşünerek gazetem Zaman'a "EZ TE HAZDIKIM" diyorum.”
Altta imza var.
Nasıl? Ne hissettiniz?
Ali Akkuş, mesajı okuyunca çok çarpıldığını söyledi.
Evet, ne yapılmış, çıkarılan ekte, 29 dilde “Seni seviyorum” denmiş, ama Kürtçe “Ez te hazdıkım - yani - Seni seviyorum” demek unutulmuş.
Zaman camiası, deyim yerindeyse 7 düvele sevgi yollamış da, Kürtlere sevgiyi esirgemiş olabilir mi?
Belli ki bu, ihtimal dışı.
Zaten mesajı gönderen de, unutmayı bile yakıştırmamış, “Belki bilinmiyordur” demiş.
Bu, hiç şüphesiz bir gönül genişliği.
Ama bilmemek de güzel değil. Öğrenmemek de güzel değil. Hele unutmak. Hiç güzel değil.
Bir ara ben, “Cumhurbaşkanı, Başbakan da Kürtçe öğrense” demiştim. Kendimin de Kürtçeyi bilmek istediğimi yazmıştım.
Keşke Arapça da bilsek, Farsça da bilsek, Orduca da bilsek, Malayca da bilsek...
Ya da tersi, bu İslam ülkelerinde Türkçe bilinse...
Yani biz birbirimize duygularımızı ifade edecek bir iletişim imkanı bulmalıyız demek istiyorum.
Hacca, umreye gidiyoruz, yanıbaşımızda duran Afrikalı ya da Malezyalı mü'minle “Seni seviyorum” diyecek kadar bir iletişim kuramıyoruz.
İyi ki “Selam” gibi bütün mü'minlerin gönlüne ulaşan evrensel bir dilimiz var.
Cumhurbaşkanı Gül veya eşi hanımefendi, Doğu Güneydoğu'da bir mezraya gitse ve orada Türkçe tek kelime bilmeyen annelerle, ninelerle, birkaç kelimecik olsun Kürtçe konuşabilse...
Çok güzel olmaz mıydı?
Bazen küçücük ihmallerden çok büyük duygu kopuklukları ortaya çıkıyor.
Mesafeleri kapatmalıyız.
Dil ise dil, sıla-i rahim ise sıla-i rahim, acıyı paylaşmak ise acıyı paylaşmak, sevinci çoğaltmak ise sevinci çoğaltmak...
Cihanı sevgi coğrafyası haline getirmek...
Neden olmasın?
Yüreklerimizi cihan çapında büyütürsek neden olmasın? Aslında değerler dünyamız böyle bir yürek genişliğini sunuyor bizlere... Mevlana'nın “Gel” çağrısındaki sevgi ne kadar kuşatıcıdır?
Yeter ki, yüreklerimiz o kıvama gelsin.
Yeniden iyi akşamlar diliyorum, sağlıcakla kalın efendim. Ahmet Taşgetiren - Burç FM
gununyorumu@burcfm.com.tr
Eklenme Tarihi: 15 Şubat 2012, Çarşamba - Saat: 21:54